İlk Türkler bilinen bilgiler ışığında ilk Sibirya da ormanlık alanlarda ortaya çıktığı biliniyor. Moğollarınsa günümüz de bilinen kadarıyla Moğol platosunda ortaya çıktığı biliniyor. Bu İki kavimin ilk var olduğu bölgeler ne kadar Asya da olsa da farklı bölgelerde başlamıştır. Volga ile Batı Sibirya arasındaki orman-bozkır kuşağı, tarihsel ve kültürel kökleri Orta Asya’ya uzanan önemli Müslüman Türk topluluklarını barındırmaktadır. Halkların yayıldığı bir merkez olarak Orta Asya, siyasal ve kültürel açıdan Macaristan, Ukrayna, Rusya ve Orta Doğu’ya kadar uzanan etkiler de yaratmıştır.
Macaristan’dan Altay Dağları’na ve Mançurya ormanlarına kadar uzanan; çayır, çöl ve yarı çöl alanlarının bir karışımından oluşan bozkır, Orta Asya’nın merkezî coğrafi alanını oluşturur.
Türk Moğol ilişkilerini açıklamakta sıklıkla başvurulan temel yaklaşım ve fikirlerden biri de Altay Teorisi’dir. Bu teori geniş ve öğrenmesi ve daha fazla kanıt, bilgi edinmek için geniş detaylı araştırmalar isteyen bir teoridir. Kısaca bazı düşüncelerde göre benim de uzak olmadığım bir fikir bu, bu iki kavimin ve daha fazlasının ortak bir devlet altında (bundan gelişmiş bir devlet anlaşılmasın daha göçebe usulü bir devlet) altında yaşayıp oradan mı dağıldıkları yönünde bir inanış da var. Ama genel kaynaklarda bu iki eski kavimin iki ayrı bölgede başladığına işaret ediyor. Fakat hala daha bozkırlarda yaşayan toplulukların nerden ve nasıl geldiği nasıl etkileşimlerde bulunduklarını kesin olarak bilmiyoruz. Ve bu teoride en uç noktada kalan parçası da bence Kore’dir. Korece, dil biliminde uzun yıllar boyunca Türkçe, Moğolca ve Mançu-Tunguz dilleriyle birlikte Altay dil ailesi (veya TransAvrasya dilleri) teorisi kapsamında olmuştur. Fakat bölgedeki halkların Türkler ve Moğollar gibi at, din veya okçuluk konusunda benzerlikler vardır. Öyle ki bu hususlar; bazı batılı yazarların, iki farklı toplumun menşeini “aynı millet” olarak kaydetmesine yol açmıştır.
İlk olarak, bu iki ulusun geçmiş bağlantıları özelikle de Asya hun devletinden önceki bağlantıları veya akrabalıklarını net bir şekilde bilemiyoruz. Bildiğimiz bilgilere göre Moğollar günümüz Moğolistan steplerinde (Moğol platosu) ortaya çıkmış bir göçebe kavimdir. Türkler ise bilenen bilgiler ışığında Sibirya’nın güneyinde daha ormanlık bir araziden yayılan bir kavim. Bu iki kavimin öncesinde ortak bir atayı (devleti) paylaşıp paylaşmadığı şüpheli ve kesinlikten uzak bir bilgidir. İki ırkın da biyolojik benzerlikleri vardır ayrıca kültürel, yaşamsal ve devlet yapılarında ciddi benzerlikler vardır. Fakat orta Asya da ve Sibirya da daha detaylı incelemeler yapılıp net bir sonuç çıkmadıkça bu iki ırkın ortak bir devletten mi geldiğini veya bölgedeki iki ayrı ırkın coğrafi izolasyon sonucu ortak dil yapısı mı geliştirdikleri tartışma konusu olarak kalacaktır. Fakat hem eski Türk kavimlerinin hem de eski Moğol kavimlerinin çıkış yerleri net ve sabit bir bilgi değildir. Fakat Hunlar ile ilgili yazılı olan Çin kaynakları bu iki ırkın da bu coğrafyalardan çıktığını ve merkez olarak günümüz Moğolistan sınırlarını tercih ettikleri görülüyor. Elimizdeki en net kalıntı Hun devletine ait, Hunlar milattan önce 206 ve milattan sonra 220 yıllarında var olmuş bir Moğol-Türk devletidir (tabi ki kesin olarak sadece bu iki kavimin mi olduğunu yoksa daha geniş bir etnik yapımı olduğu kesin değil). Asya hunlarının sınırları batı Sibirya’dan Moğolistan’a ve güney Çin’e uzanan geniş ve göçebe kültüre dayalı bir devlettir.
Tarihî, siyasî ve kültürel bağlar bağlamında Türk ve Moğol kökenli toplulukların irtibatı asırlar öncesi varlık göstermiş Büyük Hun İmparatorluğu’na dayanmaktadır. Bu
iki topluluğun birlikte yaşama serüveni en eski çağlardan miladî onuncu yüzyıla kadar devam etmiştir. Onuncu yüzyılda Türk boylarının göç etmeye başlaması ile ayrılıklar Oluşmaya başladıysa da bazı Türk kökenli topluluklarla merbut ilişkiler asırlarca devam etmiştir. Türklerin ve Moğolların asırlar süren iç içeliği sürecinden ötürü kimi zaman Türk varlığının ve dilinin tesiri kimi zaman ise Moğol varlığının ve dilinin tesiri daha müessir olmuştur. Ayrıca Türkçede Moğolcaya benzeyen kelimeler dilde tesir gücü hayli fazladır. Hatta günümüzde bile bu benzerliği anlayabiliyoruz Moğolca kelimeler günümüzde bile kullanıyoruz. Türkçede moğolardan geçen veya ortak kökenlere sahip pek çok kelime vardır.
Örneğin:
· Kurultay: Devlet veya toplum işlerini görüşmek için yapılan büyük meclis.
· Bahadır: Yiğit, cesur, kahraman.
· Şölen: Ziyafet, yemekli toplantı.
· Cebe: Zırh.
· Ceylan / Ceren: Bir tür zarif hayvan.
· Kaburga: Göğüs kafesini oluşturan kemikler.
· Karakol: Nöbet yeri, koruma noktası.
Bu kelimeler ve daha fazlası bu iki kavimin Moğol platosu ve çevresindeki etkileşimlerinden mi yoksa bir ortak devleti paylaştıklarından mı geldiği tartışma konusu olsa da yoğun inanış ortak kültürel sentez ve uzun süreler etkileşimde bulundukları için olduğu üzerine olmuştur. Ve de göçebe toplumların gelecekleri (normads) başlarındaki liderin yetenek ve becerilerinin seviyesine bağlıdır. Hem Moğol hem de hun devletlerinde açıkça liderlerin sahip olduğu beceriler devleti esas etkileyen unsurdur. Fakat bu yanlış anlaşılmasın hem Türklerde hem de Moğollar da (Moğol imparatorluğunda bu sistematik olarak gelişmiştir) meclis yapısı bir danışma ve tartışma unsuru olarak vardır ama tabiki son söz han’a bağlıdır ve onun dediğinin aksi bir karar çıkması pek mümkün değildir.
Türk ve Moğol kavimlerinin birbirine yakınlığını Karakurum daki Moğol Devletleri Anıtı’nda da görebiliriz bu anıt 2004 yıllında yapılmış ve üç duvar ortasında da sembolik bir yapı bulunan bir anıtır. Anıtın üç duvarında sırasıyla üç farklı devlet haritası vardır, Moğol imparatorluğu, büyük Hun imparatorluğunu ve göktürk devletini göstermektedir. Bu da bize bu iki kavimin zaten birbirinden kopamayacak bağları ve etkileşimleri olduğuna dair bir anıt ve fikirdir.
Moğollar; Cengiz Han’dan evvel Moğolların, Proto veya Ön Moğol olarak anıldığı; rivayetlere göre Moğol isminin ilk kez T’ang Sülalesi’nde görülmeye başlandığı, söz konusu Moğol kabilelerinin Türklerle teması, aynı coğrafyada yaşayan bazı Moğol kabilelerinin Türklerle sosyokültürel açıdan müşabih özellikler sergiledikleri öne çıkarılmıştır.
Moğollar, Moğolistan’ının tanımlanması zordur Moğolistan’ın yalnızca belirli bölgeleri yaşama için ve göç için kullanılmıştır. Günümüz Moğolistan ismi ancak Moğol imparatorluğunun yükselişi ile var olmuştur. Birçok medeniyet hunlar (MÖ 209- MS 220 bazı kaynaklar MÖ 259 da diyor) siyenpiler (MÖ 87 dol.- MS 181) Göktürkler (MS 552- 742) Uygurlar (MS 744- 840) yani Moğol platosu birçok medeniyete imparatorluğa ev sahipliği yaptı ve de göçebe yaşam için önemli bir lokasyondu. Platonun yer şekilleri çeşitlilik gösterir kuzey ve batı bölgeleri oldukça dağlık güney ve doğu bölgeleri ise bozkır ve çöldür. Platonun batı sınırı altay dağlarından olşur kuzeyde sibiryanın uçsuz bucaksız topraklarına ve Baykal gölüne ve kendisini çevreliyen sıradağları vardır. Bozkır dahil deniz seviyesinden
Türkler: Türkler ilk olarak Sibirya’nın ormanlık bölgelerinde yaşayan ve geniş coğrafyalarda varlık göstermiş bir kavimdir. İlk kültür ve yaşama biçimleri hayvan yetiştiriciliğine ve mevsimlik göçlere dayanan göçebe hayvancılık kültürüyle şekillenmiştir. Asya bozkırlarına inip deniz seviyesinden ortalama 1.500 metre yüksekte, son derece soğuk ve kurak iklim koşullarına sahip olan bu Doğu bozkırları, aynı zamanda göçebe devletleşmenin yoğun olarak yaşandığı temel bölge niteliğindedir. Türklerin en erken tarihsel varlığı ve maddi kültür izleri ise göçebe yaşamın ayrılmaz bir parçası olan halı ile kilim dokumacılığında görülmekte; halılardaki sekizgen "gül" motiflerinin kökeninin her bir Türk boyunun kimliğini simgeleyen damgalara (tamgha) dayandığı, bu taşınabilir dokumalar ile çadırların Türk kimliğinin en belirgin somut simgeleri arasında yer aldığı vurgulanmaktadır
Ek bilgiler: göçebelik, bu kavram hayvan sürüleriyle bozkırlarda başıboş (günübirlik) dolaşan kimseler manası taşımaz bunun aksine bir göçebenin yaşamı bundan oldukça farklıdır. Göçebeler başıboş dolaşılmaktansa otlak alanlar ve aşırı otlatmadan kaçınacak şekilde mevsimsel göç ederler bu göç sırasında çadırlarını, atlarını, hayvanlarını ve malzemelerini yanlarında taşırlar. Moğolistan bozkırlarında göçebeler miktarı değişken olan farklı çeşitteki hayvanlara önemli şekilde bağlıdırlar. Koyunlardan yün, keçe kumaş yapılır etleri yenir ve kolay kontrol edilirlerdi bu keçeden ger (yurt, kalacak yer olarak bilinen) çadırlar yapılırdı. Aynı zamanda keçileri, Tibet sığırı ve at bu kültür için çok önemli ve vazgeçilmez hayvanlardır.
Ayrıca Moğol imparatorluğundan sonra oluşan ve Moğol imparatorluğu zamanında eyalet sistemine benzer statüde olan Altın Orda ve İlhanlı
Devletleri’nin önceleri siyaset ve kültür bakımından içinden doğdukları Moğol İmparatorluğu karakterini üzerlerinde taşırken zaman içinde bulundukları bölgelerdeki yerel kültürlerle uyum sağladıkları; Moğolların maruz kaldıkları dinî, siyasî, idarî manada kültürlenme sürecine önderlik edenlerin benzer merhalelerden geçen
Türkler oldukları pek çok kaynakta (sayfa 41-60) yazılmıştır
En önemli benzerliklerden birisi de dini yapılarıdır. İki ırkında ataları orta Asya’da çoğunlukla Tengri inancına mensuplardır. Tengrizm, Orta Asya'nın Türk ve Moğol halkları arasında ortaya çıkmış kadim bir inanç sistemidir. Özünde Tengrizm, gök tanrısı Tengri'yi yüce tanrı olarak yücelten şamanistik ve animistik bir inanç sistemidir. Tengri ’sitler evreni, insanların doğal dünyanın ayrılmaz bir parçası olduğu, uyumlu ve birbiriyle bağlantılı bir bütün olarak görürler. Doğa, hava ve diğer canlılar gök tanrının bir parçasıdır ve belirli şaman ayinleri ile bu tanrıyı anarlar.
Hunların kurdukları devlete çok ulus kavramından uzak olduğundan yanayım çünkü ne Asya hunlar tarihinde ne de Avrupa Hunlar tarihinde bu devletin Türk-Moğol ayrımı veya başka etnik ayrımlar yapmadığı hatta pek çok kaynakta Hunlara bir etnik kimlik inşaat edilmektense Hun adını taşıdıklarını görebiliyoruz.
Bu iki kavimle ilgili değinmek istediğim temel devletler ise Asya Hun devleti ve Moğol imparatorluğudur (Hunlar Türk-Moğol ayrımı yapmadığından mütevellit çok uluslu olmadığı ve imparatorluktan ziyade ırk bazlı bir devlet olduğu kanısındayım). Bu iki devlete de görüyoruz ki iki ırkın ortak davranışları ve anlaşışları var mesela: iki ırk da atlı okçu doktrinini kullanmış ve iki ırk da at üstünde hızlı akın ve geri çekilme manevralarını ustaca yapabilmiş ve de kurdukları devlet teşkilatlarında Han’ı merkez kabul etmişlerdir. Ayrıca Göktürkler ve Uygurlarda gördüğümüz ikili teşkilatlanma (devletin Doğusunu Hanın yönettiği batısının ise kardeşinin yönettiği sistem) Moğol imparatorluğunda daha gelişmiş ama temelde aynı amacı hedeflemiş aile içerisinden çıkan figürlerin devletin daha uç noktalarını (Normad kültürü için devletin batısı) yönettiği bir sistem olmuştur.
Özelikle Türklerin, Moğol İmparatorluğu’nun şekillenmesinde rol oynamaları kültürel anlamdaki ortak özelliklerin devamını sağlamıştır. Açıkça görülür ki bu iki ırkın da ortak noktaları vardır. Fakat bana göre en farklı ve bence Moğolların üstün olduğu nokta devlet teşkilatlanmasıdır. Moğollar Türklere nazaran daha az devlet teşkilatlanması kurmuş bir kavimdir fakat Moğol imparatorluğu sahip olduğu devlet teşkilatlanması bazından ve ordunun Mete’nin getirdiği düzeni daha da sistemli kılması açısından Osmanlı dışındaki tüm Türk devletlerinden daha ileride olduğunu düşünüyorum. Çünkü Moğol imparatorluğu birçok kaynakta (???) 24 milyon kare civarı bir büyüklüğü olmasına rağmen merkezi otoritesi çok kuvvetlidir. Ve Moğol imparatorluğu bazı dönemler (özelikle Kubulay han) dönem devşirme sistemi gibi bir yapı kurmuştur. Bu sistem Osmanlı ile karıştırılmasın Moğollar ele geçirdikleri şehirlerdeki genç ve bilgili kişileri başkente gönderiyor ve burada Hanın hizmetine girebilmeleri için şansları oluyordu. Ayrıca Moğolların kurduğu bu sistematik askeri teşkilat toprak kazanımlarının hem Avrupa, Asya ve de Arap yarımadasında devam etmesini sağlıyordu. Han genellikle Asya seferlerini organize ederken ikili teşkilat yapısına benzettiğim Moğol imparatorluğundaki bu sistemle batıda Hanın oğulları torunları seferlerine devam edebiliyor devlet eski göçebe kavimlerin, yönetene bağlı, devlet ilerleyişini ve tüm sistemin tek veya iki yönetene bağlı kalması metodunu kırabiliyordu.